Bir varmış, bir yokmuş... Yünler eğrilir, halılar dokunurmuş

Bütün iplikler Arekne’nin parmaklarında hayat bulmak istermiş

Bir varmış, bir yokmuş. Yünler eğrilir, halılar dokunurmuş. Dünyanın bilinen en eski halısı, Orta Asya’da bulunan kare desenle bir pazirikmiş. Bu halı Türklerin Kavimler Göçü yıllarındaki göçebe alışkanlıklarını ve atlarına olan bağlılıklarını simgeliyormuş.

Pazirikten bugüne halılar, yüzyıllar boyunca hayatın tanımı oldu. Sadece ihtiyaçları karşılamakla kalmadı; insanı insan yapan tüm duygular, renklerle sembollerle ilmek ilmek dokundu…

Peki ya masallarda Arekne’nin  parmaklarında hayat bulmak istermiş iplikler. Neden mi? En iyisi dokumacı kız masalını dinleyelim.

Dokumacı kız

Kolophon, İzmir 40. km güneyinde Lidyalılara ait bir kentti bu kentin halkı çalışkan hünerliydi. Bu hünerlerinin başında at biniciliği geliyordu. Öyle soylu atlar beslerlerdi ki bu atları sürdüklerinde toprakta çıkardıkları sesler yer altı tanrılarının sesi kabul edilirdi. Aralarındaki en hünerlilerinden biri dokumacı genç bir kızdı. Adı Arekne’ydi (Arekhne).

Arakne eğirdiği iplikleri, en güzel kökboyalarıyla boyardı. Tezgâhının başına oturup da mekikler hünerli ellerinde gelip gitmeye başladı mı büyülenirdi izleyenler. Renk renk iplikler nakışlara, çiçeklere, desenlere dönüşürken tezgâhtan gökkuşağı akardı sanki. Kirkit inip kalkarken her şey türkü olup çıkardı.

Dokumacı kızın dokuduğu kumaşlar Lidya, Bergama, Efes krallarının eşlerine giysi olurdu. Dokumacı kızın hüneri tüm Lidya’ya, Frikya’ya, Likya’ya yayılmıştı. Onun hünerli parmaklarının kumaşa döktüğü nakışları görmek için her yerden insanlar gelirdi. Su ve dağ perileri de gelip izlerdi bu kızı. Herkes susar onun parmaklarına bakardı. İplikler su gibi akardı parmaklarının ucundan onlarca yüzlerce iliğe aynı anda düğüm atar motif dökerdi. Sonunda ipliklerden değil de ışıklardan dokunduğu sanılan bir kumaş çıkardı ortaya. İzleyenler içlerinde tuttukları nefeslerini bıraktıklarında dokumacı kıza sorarlardı.

-Arakne, insanüstü bir güç var parmaklarında. Böylesine güzel kumaşları halıları kilimleri dokumayı tanrıça Athena’dan mı öğrendin? Athene tanrı Zeus’un kızıydı ve güzel sanatlar tanrıçasıydı ilk dokumayı o yapmıştı.

Bu sorular karşısında dokumacı kız Arekne hep susmayı yeğler, aldırmaz gözükerek işine devam ederdi. “Ben konuşacağıma parmaklarım konuşsun” derdi.

Bir gün sorularla öylesine usandırdılar ki onu, biraz öfkelenerek söyle dedi.

-Bu hünerimi kimseden öğrenmedim, çalışarak kendi kendime kazandım. Öğrenecek birisi varsa o da Athena. Gelsin dokumayı o benden öğrensin

Doğal olarak bu söz hemen Athena’ya ulaştı. Sıradan insanların bir tanrıçayı eleştirmesi olacak şey miydi?  Bedeli ağır ödenirdi. Athena o öfkeyle Lolophon’a geldi Arekne’nin sözlerini geri almasını özür dilemesini istedi. Ama Arakne geri adım atmadı. Dokumacı kız sözünü almayınca tartışma büyüdü. Bu tartışmanın bir sonuca bağlanması için tanrıca Athena’yla dokumacı kız Arekne’nin yarış yapmalarına karar verdiler. Yansızlığına güvendikleri bir seçici kurul oluşturdular. Bu kurulun başında adalet tanrıçası Dike vardı.

Her iki yarışmacı da ipliklerini alıp tezgâhlarının başına geçtiler. Yarışma başladığında gökkuşağının renkleri tezgâhlara akar gibi oldu. Çünkü parmaklar mekik gibi işliyor, renkli iplikler su gibi dokunan kumaşa akıyordu. Her iki yarışmacı da iddialı motifler seçmişlerdi. İstiyorlardı ki dokuyacakları kumaş yaşamlarının en büyük yapıtı olsun. Athena Denizler Tanrısı Poseidon ile yaptığı bir yarışmayı motif olarak dokuyordu. Bunun içinde Poseidon, onun üç dallı yabası, denizlerden yarattığı beyaz küheylanı da vardı. Dokumacı kızsa Finike Kralının kızı Europa’ya baş tanrı Zeus’un aşık oluşunu, Zeus’un boğa kılığına girerek onu Girit’e kaçırışını canlandırıyordu. Doğrusu her ikisinin de dokuyacakları motifler oldukça zor ve iddialıydı. İzleyenler nefeslerini kesip beklemeye başladılar. Yarışma soluk soluğa gidiyordu ki, Athena göz ucuyla dokumacı kızın tezgâhına baktı. Onun motifleri daha zor ve ilgiçti. Böyle olduğu halde kendinden daha fazla yol almıştı. Yarışmayı kaybedeceğini anlayan Tanrıca Athena, Arakne’yi müthiş kıskandı. Büyük bir öfkeye kapılarak onun dokuduklarını parçaladı. Bununla yetinmedi, dokumacı kızı örümceğe çevirdi. Bugün antik kentlerde çıkan mühür ve sikkelerin bir kısmında örümcek kabartması vardır. Bu bulgular, işte o söylenceyi anlatır. Evimizin bir köşesinde kumaşını sessizce dokuyan örümcekler de Lidya’nın dokumacı kızı Arakne olabilir…

Küçük bir iki dünya notu: Nesin Yayınlarından çıkan Mehmet Güler’in kalemiyle hayat bulan “Söylence Dolu Anadolu” adlı kitapta dokumacı kız, okumanızı tavsiye ederiz.