Tepegöz Efsanesi – Dedekorkut Hikayeleri

Bir gün, Oğuz otururken üstüne düşman gelir. Geceleyin ne yapacaklarını bilemezler. Yurtlarından kaçıp giderken Uruz Koca’nın oğlu düşer. Onu bir aslan bulur götürür ve besler.

Günün birinde Oğuzlar eski yurtlarına dönerler. Bir at çobanı Hanın yanına gelerek ona,  ormanda gördüğü insan olan fakat aslan gibi davranan çocuktan bahseder. Uruz bunu duyunca o gece yolda düşürdüğü oğlu olduğunu anlar. Beyler aslan yatağına varırlar oğlancığı tutup eve getirirler. Ancak oğlan evde durmaz yine aslan yatağına döner. Bunun üzerine Dede Korkut’u çağırırlar. Dede Korkut oğlancığa,

“Sen insansın, insanlar gibi yaşa, senin kardaşının adı Kıyan Selçuk’tur. Oğuz’un bir yiğididir. Senin adından Basat olsun, adını ben verdim, yaşını yüce tanrı versin” diyerek oradan ayrılır.

Oğuzlar bir gün yaylaya göçer. Konur Çoban adlı bir oğuz, koyun güderken pınarın başında perileri görür. Onlarda birini yakalar. Tuttuğuyla kalmaz onunla çiftleşir. Peri çobana şöyle seslenir:
“Akılsız çoban! Yıl tamam olunca gel. Bende emanetin olacak, gel de onu al! Oğuzun başına büyük bir bela getirdin.”

Bir yıl sonra aynı pınarın başına gelen çoban orada bir karaltı yattığını görür. Bunu görünce şaşırır uzaktan taş atar. Taşı attıkça karaltı büyür ve çoban korkarak oradan kaçar.
O sırada hanlar hanı Bayındır beyleriyle at gezintisine çıkmıştır ve bu pınarın başına gelerek ne olduğu belirsiz bu nesneyi görürler. Yığınağı tekmelemeye başlarlar. Yığınak yarılır ve içinden tek gözlü bir oğlan çıkar. Uruz bu oğlanı alır ve evlatlık edinir. Oğlu Basat’la büyütmeye başlar.
Tepegöz büyük oğlancıklarla oynar fakat oğlancıkların kiminin burnunu kiminin kulağını yemeye başlar. Halk onu Uruz’a şikayet eder. Uruz, Tepegözü döver, söver ama söz dinletemez ve sonunda onu evinden kovar. Tepegöz’ün peri anası gelir ve oğlunun parmağına bir yüzük geçirerek

“Oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin.”der.
Tepegöz bir dağa çıkar, yol keser, adam öldürür, harami olur.
Oğuzlar ne yaptılarsa onu öldüremezler. Dede Korkut’u çağırırlar ve bir anlaşma yapması için onu Tepegöz’e gönderirler. Tepegöz aşlarını pişirmek için iki adamla bunun yanında yemek için her gün beş yüz koyun ve iki dam ister. Oğuzlar buna uyar. O günlerde Basat savaşa gitmiş ve yeni dönmüştür. Yaşlı bir kadın onun yanına gelerek şunları söyler:
– Yalancı dünya yüzüne bir er çıktı. Oğuz elini yaylımına kondurmadı. Kara çelik öz kılıçlar, kesilesi kılını kestirmedi. Kargı, mızrak oynatanlar, ona batıramadılar. Aksakallı baban Uruz’a kan kusturdu, adı batası. Kardaşın Kıyan Selçuk alan ortasında böğüre böğüre can verdi. Kesim dedi kesti, günde iki adamla beş yüz koyun istedi yemeden geberesi. Yünlü ile Yapağılı kocayı ona hizmetçi verdiler. Bu kocalar onun yemeğini pişirirler. Başımıza neler geldi oğul Basat! Ne belalar dağladı bağrımızı. İki oğlancığım vardı ceylan gözlü. Birini verdim biri kaldı. Döndü sıra yine bana geldi. Onu da istiyor devrilesi Tepegöz! Han’ım bana medet! diye ağlar, bağırıp çağırır ve ondan bir esir ister. Basat bir tutsağı o kadına vererek “Var oğlunu kurtar.” der.
Kadın esiri alır oğlunun yerine verir ve Uruz’a Basat’ın geldiğini müjdeler. Basat evine gelince eğlenceler düzenlenir. Oğuz beyleri toplanır, yemeler içmeler olur. Kardeş acısıyla yüreği yanan Basat beylere,

“Kardeşim uğruna Tepegöz’le buluşmak istiyorum, ne buyuruyorsunuz?” diye danışır. Yiğitliğiyle ün Kazan Bey “Tepegözü yenemezsin. Aksakallı babanı ağlatma, ak pürçekli ananı sızlatma” der.
Fakat Basat onu dinlemez. Tepegöz’ün olduğu Salahan Kayasına gelir. Tepegöz onu yakalar, çizmesinin içine sokar. Hizmetçilerine,

“Bre kocalar ikindileyin bunu çeviresiniz, yiyeyim” der.
Basat hançerinin yardımıyla oradan kurtulur. Ne yaptıysa onu öldüremediğinden Tepegöz’ün hizmetçilerine,

“Bre kocalar, bunun ölümü nedendir diye sorar. Onlar da,

“Bilmeyiz fakat gözünden başka yerinde et yoktur” derler. Bunun üzerine Basat ocakta kızdırdığı kızıl şişi eline alır ve Tepegöz’ün gözüne öylesine basar ki ortada göz möz kalmaz. Tepegöz öyle bağırır öyle bağırır ki yer gök, ırmak dere yankılanır. Oğuz halkı o gün önemli bir olayın olduğunu sezer.
Basat sıçrar, mağaraya koyunların arasına girer. Tepegöz mağaranın kapısını tutar Basat’ı tam yakalayacağı sırada Basat, onun budunun arasından sıçrayıp kaçar. Daha sonra Tepegöz, Basat’ı türlü kurnazlıklarla yakalamaya çalışır. Her seferinde uyanıklığı ve tanrının yardımıyla kurtulan Basat’a en sonunda Tepegöz,

“Anlaşıldı ki sana ölüm yokmuş. Mağaranın kapısında biri kınlı, biri kınsız iki kılıç var. Keserse o kınsızı keser benim başımı der.”

Basat kınsız kılıcın yanına varır, inip çıkan kılıcı hemen tutmaz. Yayını gerer, okla kılıcın asıldığı zinciri parçalar. Yere düşen kılıcı kabzasından tutarak Tepegöz’ün yanına gelir.

“Bre oğlan daha ölmedin mi?” diye soran Tepegöz’e,

“Ölmedim ya, ölmedim tanrım kurtardı” der.
Tepegöz karşısında umarsız kaldığı bu yiğidin kim olduğunu sorar ve beraber büyüdüğü kardeşi Basat olduğunu duyunca,

“Kıyma bana kardaşım, ciğerim Basat.” der.

Basat ise:
“Bre Tepegöz, ak sakallı babamı ağlatmışsın! Kardaşım Kıyan’ı öldürmüşsün! Akça yüzlü yengemi dul bırakmışsın. Ala gözlü bebeklerini öksüz bırakmışsın! Yanına bırakır mıyım bunları! Kara çelik öz kılıcımı çekmeyince… Kafalı börklü başını kesmeyince… Alca kanını yeryüzünde dökmeyince… Kadaşım Kıyan’ın kanını almayınca…” diyerek Tepegöz’ün kendi kılıcıyla boyunu vurur. Sonra Tepegöz’ün başını yayının kirşine takarak sürüye sürüye mağaranın önüne getirir. Yünlü koca ile Yapağıda kocayı Oğuz’a müjdeci gönderir.
Oğuz diyarında haberi duyan Salahan Kayası’nın yolunu tutar. Çoluk çocuk Oğuzeli’nde kim varsa oraya toplanır. Dünyayı onlara zindan eden Tepegöz’ün kafasını görünce yeniden doğmuşa dönerler. Büyük bir şenlik yaparlar. Dede Korkut gelir.

“Bu Oğuzname Basat’ın olsun, dünya durdukça dillere destan olsun” der ve duaya başlar.

“Hey yiğitlerden yiğit hey! Sen bizim yüzümüzü güldürdün, dünya ve ahirette de senin yüzün gülsün. Tanrı ne muradın varsa hepsini versin, seni yaylamıza yurdumuza bağışlasın…”