Güle güle küçük denizkızı

Küçük Denizkızı

Bir varmış bir yokmuş, uçsuz bucaksız mavi denizin derinliklerinde bir ülke varmış. Bu ülkeyi yöneten kralın altı kızı varmış.  Genç prenseslerin anneleri öldüğü için onları büyükanneleri büyütmüş.  Büyükanneleri her gün kızlara yeryüzüyle ilgili hikâyeler anlatır onlar da merakla dinlermiş. İçlerinden en küçüğü olan Küçük Denizkızı, anlatılanları biran evvel görmek istiyormuş ama yirmi yaşına gelmeden deniz yüzeyine çıkmaları yasakmış. Yıllar geçmiş, yirmi yaşına giren kızlar birbiri ardına deniz yüzeyine çıkmışlar. Gördüklerini küçük kız kardeşlerine de anlatmışlar. Onlar anlattıkça sabırsızlıkla beklemiş Küçük Denizkızı. Nihayet onun da yüzeye çıkacağı zaman gelmiş çatmış.

Yüzeye çıktığında güneş batmak üzereymiş. Demir atmış bir gemide yakışıklı prensi görmüş. Küçük kız hayranlıkla prensi seyrederken birden hava bozmuş ve fırtına çıkmış. Gemi, azgın dalgalara fazla dayanamamış. Yavaş yavaş batarak denizin derinliklerine gömülmüş. Küçük Denizkızı, çakan şimşeklerin ışığında zor durumda olan prensi görmüş. Artık gücü kalmayan prens, gözlerini kapatmış ve kendini suların kucağına bırakmış. Küçük Denizkızı hemen prensin boynuna sarılmış. Onu kıyıya doğru çekmeye başlamış. Yüzmüş, yüzmüş… Prensi kıyıya çıkarıp denizde saklanarak olacakları beklemeye koyulmuş. Çok geçmeden genç bir kız prensi görmüş. Kendine gelen prens, genç kıza hayranlıkla bakmış. Kız komşu ülkenin kralının kızıymış. Kendisini bu kızın kurtardığını zannetmiş.

Küçük Denizkızı, olanları yüreği burkularak izlemiş. Üzüntü içinde eve dönmüş. Daha sonra prensin oturduğu yeri öğrenmiş ve her gün denizin kıyısından onu izlemeye gitmiş. İçindeki insan olma isteği gün geçtikçe artmış.

Daha fazla dayanamamış ve su cadısına gidip ondan yardım istemiş.

Su cadısı:

“Neden geldiğini biliyorum. Prense yakın olmak için insan gibi bacakların olmasını istiyorsun. Bunun bir bedeli olduğunu da biliyor musun?”

Küçük Denizkızı:

“Bilmiyorum ama ne istersen yapmaya hazırım.” demiş.

Su cadısı:

“O güzel sesini istiyorum. İşte o zaman senin de insanlar gibi bacakların olur demiş. Yalnız prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve seninle evlenmeli. Yoksa bir denizköpüğüne dönüşürsün.”

Küçük Denizkızı hiç düşünmeden su cadısının şartını kabul etmiş. Su cadısı hazırladığı sihirli iksiri, içmesi için ona vermiş.

Küçük Denizkızı iksiri içtiğinde iksir anında etkisini göstermiş. Bedenindeki acının etkisiyle kendinden geçmiş. Kendine geldiğinde karşısında prensi görmüş. Prens onu sarayına götürmüş. Günlerce prensin sarayında kalmış Küçük Denizkızı. Geceleri sahile gidip ona acı veren ayaklarını suya sokuyor, kız kardeşlerine uzaktan el sallıyormuş. Artık konuşamadığı için prensi kendisinin kurtardığını hiçbir zaman söyleyememiş. Prens Küçük Denizkızı’nı ne yazık ki kardeşi gibi sevmiş. Evlenmek aklından bile geçmemiş. Aslında tercihini çoktan yapmış. Kendisini kazadan kurtardığını zannettiği komşu ülkenin prensesine aşıkmış. Onunla evlenmek istiyormuş. Daha fazla dayanamamış ve bir gemi hazırlatarak sevdiği kızı istemek üzere yola koyulmuş. Karşılaştığından beri yanından hiç ayırmadığı Küçük Denizkızı’nı da yanında götürmüş. Komşu ülkenin kralı, prensi dostça karşılamış. Prens sevdiği kızın yanında çok mutluymuş. Küçük Denizkızı da onların yanında mutluymuş gibi görünmüş ama başına içi kan ağlıyormuş.

Prensin düğünü, gemisinde yapılmış. Düğün gecesi herkes uykuya çekildiğinde güvertede yalnız kalan Küçük Denizkızı, karanlık sulara bakarken birden ablaları ortaya çıkmış. Hepsinin de saçları kısacık kesilmiş. Saçlarını su cadısına verdiklerini, karşılığında bir bıçak aldıklarını, prensi bu gece bu bıçakla öldürürse büyünün bozulacağını söylemişler.

Küçük Denizkızı bıçağı alıp sessizce prensin odasına girmiş ama onu o kadar çok seviyormuş ki bunu yapmasına imkan yokmuş. Tekrar güverteye dönüp bıçağı denize fırlatmış. Güneş doğduğunda kendini sulara bırakmış ve sonsuza kadar bir denizköpüğü olarak yaşamış.