Tolkien’in kaleminden Yüzüklerin Efendisi

John Ronald Reuel Tolkien
Uzmanlık alanı Anglo-Saxon Dili ve Edebiyatı olan Tolkien; Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion gibi fantastik kurgu eserleriyle tanınır. Tüm edebiyat çevreleri tarafından fantastiğin babası olarak kabul edilir.
Banka müdürü olan babası, ailesiyle İngiliz sömürüsündeki Güney Afrika’ya yerleşir. Tolkien 3 Ocak 1892’de burada Oranj Devleti’nin Bloemfontein şehrinde doğar. İngiltere Birmingham’lı olan aile iklimin getirdiği değişikliklerden olumsuz etkilenir. Kısa bir süre sonra anne Mabel çocuklarıyla birlikte İngiltere’ye dönmek zorunda kalır. Bir süre sonra da baba Arthur’un dönmesi beklenirken 15 Şubat 1896’da Arthur Tolkien’in ölüm haberi gelir. Bunun üzerine anne Mabel, çocuklarıyla birlikte küçük bir köy olan Sarehole’a yerleşir.
Dile  olan ilgilisi çok genç yaşlarda başlayan Tolkien’in anadili İngilizcedir fakat annesi onun Latince, Almanca ve Fransızca da öğrenmesini ister. Tolkien, dile olan ilgisi devam ettikçe Fince ve Eski İskandinav dillerini de öğrenir. Dilbilim ve eski İngilizce konularında uzmanlaşarak 1945’te Oxford Üniversitesi’nde İngilizce profesörü olur ve 1959’a kadar bu görevde kalır. Tolkien’in dile olan tutkusu o kadar büyüktür ki Elfçe ve Mordor’un hizmetkarları tarafından konuşulan Mordor’un Kara Lisanı, iki ayrı Elf dili, Khuzdul denen cüceler ve Entler için ayrı yapay diller oluşturur.

Oxford’da II. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Owen Barfield, C. S. Lewis ve Charles Williams gibi yazarlarla birlikte edebi bir çevre oluşturur. Tolkien’ın Oxford’daki çalışmaları Orta Çağ Edebiyatı alanında yoğunlaşır. Yazar, çok sevilen eserlerinin arka planlarını bu çalışmalarından yola çıkarak oluşturur. Narnia Günlükleri serisinin sevilen yazarı C.S Lewis, Tolkien’ın yakın arkadaşıdır ve ikisi “Inklings” adında bir edebiyat topluluğu kurarak bu ad altında çeşitli makaleler yayımlar.

1937’de Yüzüklerin Efendisi’nin çıkış noktası olan Hobbit adlı eseri yayımlanır. Ancak saygıdeğer bir İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörünün fantezi gibi bir türde eser vermesi o dönem pek hoş karşılanmaz ve bu konuda eleştirilere maruz kalır. İlk olarak 1954’te yayımlanan Yüzüklerin Efendisi’nin yarattığı dalgalanma, fantezi türünün saygın edebiyat türleri arasına kabul edilmesinde önemli bir rol oynar. Almaya’da da basılacak olan kitabın yayımlanması için Tolkien’den Nazilerin iktidarda olması nedeniyle saf ırktan olduğunun kanıtlanması istenir. Zaman zaman ırkçılıkla da suçlanan Tolkien bu durumdan çok rahatsız olur. Birçok Yahudi arkadaşı olduğunu ve hiçbir tutarlılığı olmayan bir ırk testi vermekten pişmanlık duyacağını belirterek bunu reddeder.

1959 yılında emekli olur. Son yıllarını Silmarillion adlı eserle Orta Dünya’nın İlk Çağı niteliğinde olan Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’ndeki olaylara ve karakterlere bir geçmiş yazarak geçirir. Eserini tamamlayamadan 2 Eylül 1973 yılında hayata veda eder. Ölümünden sonra oğlu Christopher, babasının notlarını derleyerek Silmarillion’ı tamamlar ve kitap 1977 yılında yayımlanır.

 

 

Tolkien’in kaleminden Yüzüklerin Efendisi

“Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf krallarına,
Yedisi taştan saraylarındaki Cüce hükümdarlara,
Dokuzu ölümlü insanlara… Ölecekler ne yazık!
Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda, kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi’ne.
Hepsine hükmedecek bir yüzük.
Hepsini o bulacak.
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda.”
John Ronald Reuel Tolkien

“İçinizden en az yarınızı arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum ve yarınızdan azını, hak ettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum.”

“Dünyanın bütün gelgitlerine hâkim olmak bizim elimizde değil. Bizim rolümüz, içine bırakılmış olduğumuz yılları, sıkıntıdan kurtarmak için elimizden geleni yapmak.”

Tolkien’in kendi ifadesiyle Hobbit eserinin yazılmasından ve 1937’de basılmasından hemen önce tasarlamaya başladığı Yüzükler’in Efendisi kitabı, ilk olarak 1954’te Yüzük Kardeşliği, 1955’te İki Kule ve  Kralın Dönüşü olmak üzere üç cilt olarak yayımlanır. Yüzyılın en büyük kitaplarından biri olarak görülen kitap ülkemizde 1997’de okurla buluşuyor. Tolkien’in 1966’daki yeni basımı için kendi yazdığı ön sözün Türkçe çevirisi şu şekildedir:

“Bu hikâye Büyük Yüzük Savaşı’nın tarihçesi oluncaya kadar anlatılarak büyüyen ve kendisinden önceki kadim tarihlere ait pek çok ayrıntı içeren bir hikâyedir. Hobbit’in yazılmasından hemen sonra ve 1937’deki yayınlanmasından önce tasarlamaya başladığım bir hikâye… Aslında çalışmaya ilk, hikâyenin (Hobbit’in) devamını getirmek üzere başlamamıştım. Çünkü ilk olarak birkaç yıldır kafamda şekillenmeye başlayan “Kadim Günlerin” tarihçesini ve mitolojilerini tamamlamayı ve onları bir düzene sokmayı istiyordum. Bunu daha çok kendi kişisel heveslerimi tatmin etmek için istiyordum ve başkalarının bu çalışmayla ilgileneceğine dair çok küçük bir umudum vardı. Özellikle de öncelikli olarak dilsel ilhama dayandığı ve Elf dillerinin “tarihi” hakkındaki gerekli alt yapıya sahip olma zorunluluğu taşıdığı düşünülürse…

Tavsiye ve görüşlerini istediğim kişiler bana dönüş yaptıklarında o küçük umudum yerini tamamen ümitsizliğe bıraktı. Bunun üzerine endişeli Hobbitler ve onların maceraları hakkında daha fazlasını öğrenmek isteyen okuyucularımdan gelen isteklerden de cesaret alarak hikâyenin devamını yazmaya karar verdim. Fakat yazdığım hikâye karşı konulamaz bir şekilde eski dünyaya doğru çekilmeye başladı ve onun bir uzantısı oldu. Öyleydi de… Asıl büyük hikâyenin başlangıcı ve ortası anlatılmadan önceki bitişi ve göçüşüydü.

Bu süreç, hâlihazırda daha eski meselelere göndermeler içeren Hobbit’in yazılmasıyla başlamıştı zaten: Elrond, Gondolin, Elfler ve Orkların yanı sıra daha yüksek ya da derin veya daha karanlık şeylerin uyanışına dair ipuçları: Durin, Moria, Gandalf, Ölüm Büyücüsü, Yüzük. Tüm bu göndermelerin öneminin değeri ve kadim zamanlarla olan ilişkileri Üçüncü Çağ’da ortaya çıktı ve Yüzük Savaşı ile doruğa ulaştı.

Hobbitler hakkında daha fazla bilgi isteyen kesim en sonunda istediklerine kavuştu fakat bunun için çok uzun bir süre beklemeleri gerekti. Çünkü Yüzüklerin Efendisi’nin yazılışı 1936’dan 1949’a kadar düzensiz aralıklarla sürdü ve bu zaman zarfında yerine getirmem gereken, erteleyemeyeceğim pek çok görevim vardı. Aynı zamanda hem öğrenci hem de öğretmen olarak tüm dikkatimi alan başka konular da mevcuttu. Elbette ki bu gecikme büyük ölçüde 1939’da başlayan savaştan da kaynaklanıyordu. O yılın sonunda hikâye Birinci Kitap’ın sonuna bile varmamıştı.

Yine de gelecek beş yılın karanlığına rağmen hikâyenin tamamen terk edilmemesi gerektiğine karar verdim ve azar azar, genellikle de geceleri üzerinde çalışmaya devam ettim, Balin’in Moria’daki mezarına gelinceye kadar… O noktada yazmaya uzun bir süre ara verdim. Tekrar devam ettiğimde aradan neredeyse bir yıl geçmişti ve Lothlorien ile Ulu Nehir’le ilgili kısma geldiğimde takvim 1941’in sonlarını gösteriyordu. Bir sonraki yıl şu anda Üçüncü Kitabı oluşturan meselelerin taslakları ile Beşinci kitabın birinci ve üçüncü bölümlerinin başlangıçlarını yazdım. Anorien’deki işaret kuleleri yandığında ve Theoden Harrowdale’e vardığında tekrar durdum. İlham gelmiyordu ve düşünecek hiç zamanım yoktu.

1944 yılı sırasında savaşın sebep olduğu kafa karışıklıklarını ve yarım bırakılmış işleri artık terk etmem gerekiyordu. Kendimi Frodo’nun Mordor’a yaptığı yolculuk üzerinde çalışmaya zorladım. Sonuç olarak bu bölümler de Dördüncü Kitap’ı oluşturdu, yazıldı ve sıraya konulmuş bir biçimde o sıralar Güney Afrika’da, RAF’da (Royal Air Force: Kraliyet Hava Donanması) bulunan oğlum Christopher’a gönderildi. Her şeye rağmen hikâyenin bugünkü sonuna erişmesi bir beş yılı daha aldı. Bu süre zarfında evimi, sandalyemi ve kolejimi değiştirdim. Artık günlerim daha az karanlık olduğu halde hiç de daha az zahmetli değillerdi. Nihayet sona erişildiğinde ise bütün eserin tekrar gözden geçirilmesi ve elbette bazı kısımlarının büyük ölçüde yeniden yazılması gerekti. Aynı zamanda daktiloya dökülmesi ve daha sonra tekrar dökülmesi gerekiyordu; benim tarafımdan. On parmak daktilo yazmanın becerilerimin ötesinde olmasının bedeli…

Yüzüklerin Efendisi, basıldığı günden itibaren pek çok kişi tarafından okundu. Bu noktada hikâyenin yazılma sebebi ve anlamıyla ilgili aldığım ya da okuduğum bazı görüş ve tahminlere dair bir şeyler söylemek istiyorum. Öncelikli sebep bir öykü anlatıcısının okuyucuların dikkatini çekecek, onları eğlendirecek ve belki de zaman zaman heyecanlandıracak veya derinden duygulandıracak, oldukça uzun bir hikâyede kendisini denemek istemesidir. Nelerin çekici veya duygulandırıcı olacağına dair rehber olarak sadece kendi hislerime sahiptim ve bu yolda pek çok rehber kaçınılmaz olarak hata yapardı.

Kitabı okuyanların bazıları ya da en azından bir göz atıp inceleyenler onu sıkıcı, saçma veya rezil bulduklarını söylemişler. Bu konu hakkında hiçbir sorun ya da şikâyetim yok. Ne de olsa ben de onların çalışmaları veya yazmayı tercih ettikleri türdeki eserleri hakkında aynı şeyleri düşünüyorum. Fakat benim hikâyemi eğlenceli bulan kişilerin bakış açısından bakıldığında bile memnun olmadıkları şeyler var. Bu belki de bu kadar uzun bir hikâyede herkesi her noktada memnun etmenin mümkün olmamasından kaynaklanıyordur ya da aynı noktada herkesi mutsuz edememekten… Bana ulaşan mektuplardan anladığım kadarıyla bazı paragraf veya bölümler kimine göre eserin değerini düşürürken kimine göre özellikle beğenilmiş. Hepsinin arasındaki en eleştirel okuyucuya, yani bana gelirsek ben bile bugün pek çok irili ufaklı kusur bulabiliyorum. Fakat ne kadar şanslıyım ki kitabı incelemek ya da yeniden yazmak gibi bir zorunluluk altında değilim. Tüm bu eleştirilerin hakkından sessizlikle gelecektir. Diğerleri tarafından dikkate alınmış bir tanesi hariç: “Kitap çok kısa…”

Daha derin anlamlara ve mesajlara gelecek olursak, yazarın kesinlikle böyle bir niyeti yoktur. Bu ne bir alegori ne de güncel bir olaya dayanıyor. Hikâye kendi kökleri içerisinde büyürken (geçmişe doğru) hiç beklenmedik dallar çıkarıverdi. Fakat kendisi ile Hobbit arasındaki bağ Yüzük’ün kendi önlenemez seçimi tarafından başından itibaren belirlenmişti. En can alıcı bölüm olan “The Shadow of the Past (Geçmişin Gölgesi) hikâyenin en eski parçalarından biridir. Kaçınılmaz bir felakete dönüşecek olan 1939 yılından çok daha önce yazılmıştı ve savaş önlenmiş olsaydı bile hikâye o noktadan itibaren çizgisini aynen koruyarak gelişmeye devam edecekti. Çünkü kaynağı çok önceden beri aklımda olan, hatta bazıları çoktan kâğıda dökülmüş şeylerdi. 1939’da başlayan savaş onun çok azını ya da hiçbir şeyini değiştirmedi.

Gerçek savaş ne süreç ne de sonuç bölümünde efsanevi savaşa benzer. Eğer gerçek savaştan ilham almış olsaydım ya da savaş hikâyeyi yönlendirseydi kesinlikle Yüzük’e el konulur ve Sauron’a karşı kullanılırdı. Sauron yok edilmez, aksine esir alınırdı ve Barad-dûr yıkılmaz ama işgal edilirdi. Saruman Yüzük’ü ele geçirmekte başarısız olduğunda araştırmalarındaki eksik noktaları tamamlar, bu bilgileri yüzükler hakkındaki irfanı ile birleştirerek kendisi için bir Büyük Yüzük yapar ve hükümdar olmak için kendi tarzıyla Orta Dünya’ya meydan okurdu. Böyle bir çatışmanın sonucunda iki taraf da Hobbitlere kin ve nefret kusardı ve Hobbitler köle olarak bile uzun süre sağ kalamazdı.

Diğer ayarlamalar alegoriyi veya güncel konuları sevenlerin zevklerine ve görüşlerine göre yeniden düzenlenebilirdi. Fakat ben varlığını sezecek kadar yaşlanıp bezdiğimden bu yana, alegorinin her türlü tezahüründen bütün kalbimle nefret ederim. Okuyucunun düşünce ve tecrübelerine değişik şekillerde uyarlanabilirliğinden dolayı tarihi çok daha fazla tercih ederim, gerçek ya da değiştirilmiş olsun.

Sanırım pek çok kimse bu “uyarlanabilirliği” alegoriyle karıştırıyor. Fakat bunlardan biri okuyucunun özgür iradesine diğeriyse yazarın maksadına dayanmaktadır. Bir yazar elbette yaşadığı tecrübelerden tamamen etkilenmeden kalamaz. Fakat bir hikâye tomurcuğunun hangi tecrübeleri gübre olarak kullanacağı çok karmaşıktır ve bu süreci çözmeye çalışmak yetersiz ve belirsiz tahminlerden öteye gidemez.

Aynı zamanda her ne kadar ilgi çekici olsa da bir yazarın ve eleştirmenin hayatını çakıştırmak, düşüncelerinin aynı yönde hareket ettiğini sanmak ya da aynı zaman zarfında benzer olaylar yaşadıklarını var saymak da yanlıştır. Bir insan, savaşın tüm zulüm ve eziyetini tüm benliğinde hissederek onun gölgesinin altından çıkıp gelebilir. Ama yıllar geçtikçe görülüyor ki 1914 yılının gençliğiyle yakalanılan kötü tecrübelerin 1939 ve sonrasındaki yıllarda karşılaşılanlardan hiç de daha az çirkin olmadığı sıklıkla unutuluyor. 1918 yılında, biri hariç tüm yakın arkadaşlarım ölmüştü.

Olaya daha iyimser bir açıdan bakalım. Bazıları tarafından “The Scouring of the Shire (Shire Temizliği) isimli bölümün hikayemi tamamladığım dönemlerdeki İngiltere’nin içinde bulunduğu durumu yansıttığı düşünülüyor. Yansıtmıyor. Bu bölüm, Saruman’ın olayların içine girmesiyle zaman içinde biraz değişikliğe uğramış olsa da hikâyenin başlangıcından beri planlanmış olan temel noktalarından biridir. İçerisinde herhangi bir alegorisel anlam ya da politik gönderme yoktur. Elbette içerisinde zayıf da olsa (tamamen farklı ekonomik nedenlerden dolayı) tecrübeye dayalı bazı şeyler ve çok daha fazlası var.

Çocukluğumu geçirdiğim bölge henüz 10 yaşıma gelmeden aşağılık bir biçimde yok edildi. Motorlu arabalar o zaman nadir bulunan şeylerdi (hiç görmemiştim) ve insanlar hâlâ banliyö rayları döşüyorlardı. Geçenlerde gazetelerden birinde uzun zaman önce bana çok önemli görünen fakat şu anda iyice köhneleşmiş olan bir mısır değirmeninin hemen yanı başındaki havuzla birlikte çekilmiş bir fotoğraf gördüm. Genç olan değirmenciden hiçbir zaman hoşlanmamıştım. Fakat onun babası olan yaşlı değirmencinin sakalı siyahtı ve ismi de Kumlukişi değildi.

Yüzüklerin Efendisi şimdi yeniden basılıyor ve bu da bana değişiklikler yapma fırsatı doğurdu. Hataların ve tutarsızlıkların birkaçı düzeltilmiş metindeki yerini korudu ve dikkatli okuyucuların bildirdikleri birkaç noktada iyileştirilme girişiminde bulunuldu. Tüm yorumları ve istekleri dikkate aldım. Bazıları size geçiştirilmiş gibi görünebilir çünkü bu notlarımı düzenli tutamamamdan kaynaklanıyor. Fakat bu isteklerin çoğu sadece kitaba ilave edilen fazladan eklerle karşılanabildi. Aynı zamanda bu yardımcı kısımlar diller hakkında daha detaylı bilgiler veren kısımlar gibi orijinal baskıya ekleyemediğim pek çok materyali de içeriyor. Diğer yandan bu baskı size bir önsöz, girişe yapılan bir ekleme, bazı notlar ve kişiler ile yerlerin isimlerini içeren bir indeks de sunuyor.”
Eserleri
1925 Sir Gwain And The Green Knight.
1936 Beowulf: The Monsters And The Critics.
1937 The Hobbit.
1939 Fairy Stories.
1949 Farmer Giles Of Ham.
1954 The Lord Of The Rings.
1954 The Lord Of The Rings-Two Towers.
1955 The Lord Of The Rings-The Return Of The King.
1962 The Adventures Of Tom Bombadil.
1967 Smith Of Wootton Major, The Road Goes Ever On.

Ölümünden sonra yayımlananlar:
1976 The Father Christmas Letters.
1977 The Silmarillion.
1980 Unfinished Tales Of Numenor And Middle-Earth.
1981 The Letters of J.R.R. Tolkien.
1982 Mr. Bliss.
1983 The Monsters And The Critics And Other Essays, The History Of Middle-Earth: The Book Of Lost Tales.
1984 The History Of Middle-Earth: the Book Of Lost Tales Part Two.
1985 The History Of Middle-Earth: The Lays Of Beleriand.
1986 The History Of Middle-Earth: The Shaping of Middle-Earth.
1987 The History Of Middle-Earth: The Lost Road and Other Writings.
1988 The History Of Middle-Earth: The Return Of The Shadow.
1989 The History Of Middle-Earth: The Treason Of Isengard , The War Of The Ring.